Hakkıdır, Hakk’a Tapan Milletimin İstiklal


Ali İhsan Korkmaz

Ali İhsan Korkmaz

13 Mart 2017, 14:20

Zor yıllar… İmparatorluk peşpeşe girdiği Trablusgarp, Balkan ve Birinci Cihan Harblerinden yenik çıkarak dağılmaya yüz tutumuştu. Ortadoğu ve Balkan toprakları kaybedilmiş, sadece Anadolu coğrafyası elimizde kalmıştı. Ancak İngilizlerin desteklediği Yunanlılar burayı da elimizden almak amacıyla saldırıya geçmişlerdi. İzmir’den başlayan işgalin Anadolu’nun tümüne yayılması hedefleniyordu.

Bu durumda İslam’ın son dayanak nokatsı olan bu topraklar da gavur çizmesi altında çiğnenecekti. Ancak Müslüman Türk Milleti bu durumu kabullenmeyerek direnişe geçti.

Anadolu’nun her yerinde milis kuvvetler oluşturularak Yunan işgaline karşı bir ölüm kalım mücadelesi başladı. Daha sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi açılarak Yunanlılara karşı yapılacak olan İstiklal Savaşı’nın sistemli bir şekilde yürütülmesine çalışıldı. Bu arada kurulan düzenli ordu Yunanlılara karşı ilk Mücadelesini İnönü bölgesinde vererek ilk başarısını elde etti.

Bu mücadelenin akabinde bir İstiklal Marşı yazılması amacıyla çalışmalar başladı. Bunun için ödüllü bir yarışma düzenlendi.
Daha önce Çanakkale Şehitlerine gibi muhteşem bir şiiri kaleme alan Mehmet Akif bu yarışmaya katılmak istemiyordu. Ancak dostlarının ısrarırını kıramayarak ödülü almamak üzere yarışmaya katıldı.

Yarışmanın neticesinde Mehmet Akif’in “Kahraman Ordumuz’a” ithaf ettiği şiir birinci oldu. Yarışmayı Akif kazanmıştı ancak o başta ortaya koyduğu şarta bağlı kalarak ödülü “sefalet içinde olan milletin parasını ödül olarak kabul edemem” diyerek almadı.

Birinci olan şiiri dönemin Milli Eğitim Bakanı ve aynı zamanda hitabeti ile meşhur olan Hamdullah Suphi (Tanrıöver) Bey Meclis kürsüsnden okudu. Şiirin okunması nihayete erdiğinde bütün veliller ayağa kalkıp alkışladılar ve bu alkışlar dakikalarca sürdü. Bu arada tekrar okunması için istekte bulundular. Hamdullah Suphi Bey tekrar okudu. Yine uzun ve sürekli alkışlar.

O anda İstiklal Savaşının kazanıldığına tam bir inanç vardı. Bu halet-i ruhiyenin yansıması tam istiklal sağalanacktır şeklinde özetlenebilir.

Peki sonra ne oldu?

Sonra İstiklal Harbi sona erdi. Mehmet Akif ve onun gibi düşünenlere hayat hakkı tanınmadı. İstiklal Mahkemelerinin zulmünde kurtulabilenlerin bir kısmı inzivaya çekildi, bir kısmı ise gönüllü sürgünü tercih ederek çok sevdikleri ve uğruna canlarını vermeye hazır oldukları vatanları terk ettiler.

Akif’de memleketini terk edenlerden biriydi. Mısır’a gitti. “Sefalet içindeki milletin parasını alamam” diyen bu onurlu adam ve ailesi sefalet içinde yaşamaya mahkum edildi.

Mısır’da hastalandı. Hastalığı ağırlaşmaya başlayınca, “öldüğünde kendi vatanımın topraklarına gömüleyim” diyerek Türkiye’ye döndü.

Akif öldü ama ailesinin çilesi bitmedi. Oğlu evsiz barksız kaldığı için sokakta yaşadı. Öldüğünde cesedi sokakta bir çöp yığınının yanında bulundu.
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Veli - 3 yıl önce
Hakikatlerin yazıldığı çok güzel bir yazı olmuş.Yüreğinize sağlık