AKIL VE ADALET


Sabahattin Akar

Sabahattin Akar

30 Mart 2019, 10:54

Değerli dostlar kitle iletişim araçlarıyla beraber dünya, makro ölçekten mikro ölçeğe dönmüş vaziyettedir. Mikro ölçekli bir dünyada ve bilişim çağında yaşayan biz Müslümanların “henüz bir bütün olarak adı konulmamış çağın bu karanlık ve makro ölçekteki sorunlarına karşı nasıl başa çıkacağız? “ sorusuna cevap aramak için meclisler oluşturulmasını son derece önemli buluyorum.

Değerli dostlar, Fudayl bin İyaz şöyle der; Düşünme zor iştir, muhtemelen bu nedenle çok az kişi düşünür.

Çünkü düşünmek aynı zamanda çağın sorularına cevap aramaktır. Hz Muhammed’in bir saat tefekkürün bir sene nafile ibadetten hayırlı olduğunu söylediği hepimizin bildiği bir hadistir. Tefekkürü unuttuğumuz için yaptığımız hiç bir işte hikmet ve irfan barındırmıyor. Tefekkür etmeyen çağın sorunlarına cevap bulamaz, tefekkür etmeyen hikmetli kararlar veremez, tefekkür etmeyen irfan sahibi olamaz.

Değerli dostlar Kuran’ı Kerim’de düşünmekle ilgili birçok ayet var. Bunlardan en can alıcı ve sürekli tekrarlananı ;"Hâlen aklınızı kullanmayacak mısınız? "ayetidir. Bu ayet aynı zamanda insanoğlunun var olduğu ve yaşadığı müddetçe her çağda, çağın sorunlarına karşı ne yapabiliriz diye tevekkül ve düşünme hali üzerinde olmasını isteyen, üstüne basa basa tekrarlanan ezeli ve ebedi bir ayettir.

İnsanlık var olduğundan beri çağın sorunlarına cevap aramak için canla başla mücadele eden nice Peygamberler, Arifler, Filozoflar ve Hikmet Ehli “çağın sorunlarına karşı ne yapmalıyız?” sorusuna cevap arayıp mücadele etmiş ve birçoğu da bunun bedelini canıyla ödemiştir.

Değerli dostlar; Tüm peygamberler, hikmet ve irfan ehli filozoflar, düşünürler kendi zamanının iktisadi siyasi ve sosyoloji eksenli çağını okumuş, adalete dayalı çözüm üretmek için vahiy ve akıl destekli yöntemler izlemişlerdir.

Bütün bunlar yapılırken, adalet temel ve en önemli ilke olarak benimsenmiştir.

Değerli dostlar; Unutmayalım ki, bizim her şeyden önce aklımızı kullanmaya ihtiyacımız var, çünkü biz ezeli ve ebedi olana iman ettik, aklımızı kullanmak zorundayız çünkü biz Müslümanlar bu çağın vicdanı olmaya talibiz, ancak hür akıl ve hür irade ortaya koyanlar çağın sorunlarına cevap bulabilir. Peki biz Müslümanlar özgür akla ve özgür bir iradeye sahip miyiz, yoksa bizim aklımızın ve irademizin üstünden, tepeden dayatılan kültürel bir akıl ve iradeye mi biat ediyoruz?

Değerli dostlar İslam siyasal düşünce tarihimize baktığımızda inişli çıkışlı dönemler çok bariz bir şekilde göze çarpmaktadır. Hz Muhammedin “Ben bir kral değilim, sizlerden biriyim”, Dört Halifenin kendilerini “Emīru’l- Mümin olarak görmesi ve aralarındaki işleri istişare ile çözmeleri Kuran’ın-  sünnetin ve irfani aklın bir emri olduğu hepimizce bilinmektedir.

İstişare mekanizmasının, yani aklın çalıştığı dönemlerde İslam hep diriliğini muhafaza etmiş, hem eleştiri hem de öz eleştiri eksenli bir kültür hâkim olmuştur.

Yöneticinin, “Bozulursam ne yapardınız?” sorusuna karşı halk, “Seni kılıcımızla düzeltiriz cevabına karşı yöneticinin de; “Rabbim bozulursam beni düzeltecek bir topluluğun var olmasına seviniyorum” diyen bir anlayış ancak medeniyet kurabilir ve model olabilir.

Tam tersi, istişare mekanizmasının ve aklın devre dışı bırakıldığı dönemlerde ise monarşi, oligarşi, teokrasi yani günümüz diliyle söylersek diktatoryal bir yönetim biçiminin ortaya çıkması kaçınılmaz bir sonuç olmuştur.  İslam’ın yönetim anlayışının temel taşı olan istişare mekanizmasının Muaviye yönetimiyle beraber son bulması, Allah’ın Halife’si olarak kendini konumlandırması, iktidarını Allah’a izafe ederek itikatlaştırması, diktatoryal bir anlayış paradigmasının benimsenmesi ve islam dünyasında ulul emr’e biat kültürünün  hakim olması, İslam dünyası bu kültür ve anlayış üzerinden bir siyasal yöntem  geleneğin oluşması ve günümüze kadar bu anlayış üzerinden gelmesi işimizi çok daha zor ve karmaşık hale getiriyor.

Aynı zamanda Muaviye saltanatıyla beraber devlete ve yöneticilere kutsiyet atfedilmesi , devletin yönetiminin Allah’a izafe edilmesi, devlet ve yöneticiye karşı gelen Allah’a karşı gelmiş gibi bir anlayışın hakim kılınması ve o günden bu güne İslam yönetimi bu  gelenek ve anlayış üzerine bize kadar gelmesi, devlet yöneticilerin yanlışlarına karşı yapılan her vicdani ve ahlaki eleştirinin bile asla kabul görülmemesi, hatta eleştiri yapan insanları işkence, hapis ve rızıkla terbiye etmeye çalışılması, bu geleneğin günümüze kadar gelmesi  halen tüm Müslüman ülkelerde bu geleneğin hakim olması, bu gelenek üzerinden bir yönetim anlayışının benimsenmesi ve bu geleneğin bir kutsiyet olarak kabul görülmesi içinden çıkılmaz bir durumla bizi karşı karşıya bırakıyor.

Değerli dostlar; maalesef İslam, kendisinden uzaklaştıkça artık sıradan bir din, sıradan bir ideoloji, çağın sorunlarına çözüm üretemeyen, hatta İslam deyince “terör yoksulluk açlık sefalet ve diktatoryal tek adam yönetimi” olarak akıllara gelmektedir.

Tüm bunları üst üste koyduğumuzda İslam, böyle bir yönetim anlayışının hâkim olmasını üzülerek ve içimiz yanarak, “artık çağa hitap etmiyor” algısı toplumda çok ciddi bir karşılık bulmaktadır..

Değerli dostlar bugün hem Türkiye hem de İslam dünyasında çok ciddi ve makro ölçekli sorunlara karşı “âlimlerimiz, aydınlarımız ellerinden mikrofon ve kalem olan düşünürlerimiz, entelektüellerimiz ne yapıyor?” sorusunu soramadan da geçmemeliyiz.

Üstat Ali Şeriati Aydın tanımını yaparken şöyle der; Bilim güçtür, Aydın ise ışıktır. Bir aydın, kendi halkına karşı sorumluluk duyar, Müslüman aydın ise iki yönlü bir sorumluluğa sahiptir. O, hem imanının hem de halkının çöküşünden ıztırap duyar...

Maalesef bizim aydınlarımız iktidar kutsama, iktidarı itikatlaştırma, halkın ve Hakk’ın safında değil yöneticinin ulul emR safında yer almakta ve İslam dünyasındaki acılara karşı hiç bir ızdırap duymamaktadır, ne yazık ki!

Bizim aydınlarımızın bir çoğu kendini toplumdan soyutlamış,  kendine bir sınıf oluşturmuş, toplumun feryadını acısını duymayacak kadar yüksek fil dişi kulelerde hayatını idame ettiriyor.

Toplumun içinde yaşayan aydınlarımız ise “ Adem’e baba bulma telaşına düşmüş, Kuran tarihsel midir değil midir?” gibi toplumun açılarını hiç bir çözüm üretmeyecek teolojik ve kısır döngü tartışma ile kendilerini avutmaktan öteye geçmeyerek, 21 yy.’ da İslami bir çözüm odaklı küresel ölçekte bir model ortaya koymaması çok daha vahim bir durumdur maalesef.

Türkiye özelinde Cemaatlerimiz ve tarikatlarımız ise mevcut siyasal iktidara eklemlenmiş siyasetin arka  bahçesi haline gelmiş önüne konulan bildiriyi hiç bir irade ortaya koymadan emri vaki bir şekilde imzalamış, tıpkı aydınlarımız gibi iktidarı itikatlaştırmış, İslam, devleti insanileştirirken cemaatler  devleti tanrılaştırma yarışına girmiş durumdadır maalesef. Kendini Tanrı devlet konumunda gören siyasal İslamcı ötekileştiriyor kutuplaştırıyor, yok sayıyor, eleştirmenleri vatana ihanetle suçlayıp şeytanlaştırıyor, torpil rüşvet, adam kayırma mülakat gibi İslami insani ve vicdani olmayan uygulamalarına karşı, İslami camiaların bu ötekileştirici İslami insani ve ahlaki olmayan bu uygulamalara karşı yüksek perdede bir itirazları olmaması, bir takım sosyal aktiviteler ve bir takım sosyal yardımlar yaparak kendilerini avutması izah edilecek gibi değildir.

Değerli dostlar kendini tanrılaştıran kendine kutsiyet atfettiren siyasal İslamcılık bizim bütün değerlerimizi ve argümanlarımızı kendi siyasal çıkarı için hunharca harcamaktan çekinmiyor.

Kendini Tanrılaştıran siyasal İslamcılığın bu tahribatından sonra bizi çok daha zor ve karanlık günler beklediğini aklı başında ve öngörü sahibi olan her Müslüman bilir.

Değerli dostlar; Biz Müslümanlar adalete talip olmamız gerekirken güce makama koltuğa talip olduk,

Müslüman gücün tekelleşmesine karşı durmamız gerekirken tam tersine güçlüyü Tanrılaştırdık.

Değerli dostlar Müslüman kendi menfaati, refahı, huzuru, geçimi için değil bütün insanlığın menfaatini kendininkinden önce düşünür, korur ve böyle yaşar.

Değerli dostlar vakit  kendimize gelip silkelenme vaktidir. İslam her koşulda ve her şarta adaleti emretmesi hepimizce bilinmektedir.

Allah, adaleti ayakta tutmanızı emreder.

Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için adaletle şahitlik eden kimseler olun.

De ki: Rabbim adaleti emretti.

Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin.

Adaletle ilgili Kur’anın can alıcı ayetleridir yukardaki ayetler. Biz Müslümanların konumu, görevi işi ve durumu ne olursa olsun Adaleti elde bırakmamayı ve adaleti yegane ilke olarak benimsemeyi emreder Allah.

Rabbim biz derdi olan insanlara tefekkür etmeyi, bu karanlık çağda bize yol göstermeyi bize bu karanlık çağı aydınlığa çıkarmayı nasip etsin inşallah.

Mücadele bizden takdir Allah’tan.

Hepiniz Allah’a emanet olunuz varsa bir sürç-i lisanımız aff ola...

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ali - 5 ay önce
Vicdanınıza aklınıza yüreğinize sağlık. Adaletli esaslı bir yazı olmuş. Tebrikler ve memleket adına teşekkürler