Abimdir, desem de inanmayın !


Mustafa Everdi

Mustafa Everdi

15 Mayıs 2018, 15:10

Abimdir, Desem de İnanmayın!

-Kızım bana abi diyeceksin, tamam mı?
Tembihatı böyleydi babamın. 
Evli hele çocuklu olunca dışardaki bütün kadınlar güzel görünürdü babama. Evet, güzelce idi annem. Tombul, parlak yüzlü, akça pakça bir kadın. Lakin her gün ne yiyeceğimizi düşünmekten, çeşitli yemekler yapmaktan mutfaktan çıkmaya zaman bulamazdı. Biraz eli boş kalsa örgüye başlardı bi yandan. Zaten ya kıyma kokardı ya da yün orlon. Arada gül koktuğu da olurdu amma nadiren. Her yaş, kayıpları artıran, güzellikleri arkada bıraktıran bir mazidir. Bu yüzden gezmeye gidelim dese babam, ya yemek yetiştirmesi ya da komşudan ödünç alıp geri vermek zorunda olduğu bir örneği bitirmesi gerekirdi. Nakış, oya, masa örtüsü. Annem bir âlemdi.
Kocalar, bazen lavanta kokusuna da özlem duyar herhalde. Ben dışarı çıkıyorum derse babam, anlardım ki beni de götürecek.

Benimle çıkınca anneme güvence vermiş olurdu. Dönüşte yaptıklarımı ballandıra ballandıra anlatırken, babamın yapıp ettiklerini de ağzımdan kaçırmam ihtimaline güvenirdi. Beni başından savma isteği ikinci bir sebep. Yalnız kalınca annem, hükmünü yürütebileceği bir Sultan gibi görüyordu evde kendini. Bütün tebaası kendisi olsa da ev onun ülkesi haline gelirdi. Her yerine egemen, sözünü geçirdiği her köşe bucak ona ait, sıcak bir yuva. Bencil değildi amma evde yalnız olmayı severdi. Babamla benim isteklerimize yetişmekten kendisine zaman ayırması, kendisi olması ne mümkündü.

Babam beni gideceği yerlerin yol haritası, sosyal ilişkilerinin maymuncuğu görürdü. Pastaneye gidip bana bir dilim pasta, meyve suyu, kendisine kahve ısmarlarken başlardı iltifata. Tezgâhtar, müşteri, evli bekâr fark etmez. Söyler söylemez yüzlere tebessümün yayıldığı, yaşama sevinci verdiği ne çok iltifatı vardı babamın. Anneme nadiren, sıkıştığı alanlardan kaçmak için sarfettiği güzel sözleri, birlikte gezmeye gittiğimiz zamanlarda bozuk para gibi saçardı çevreye. Tabii ki yalnızca kadınlara.

Ben de yardımcı olurdum elbette. “Maşallah, ne akıllı kız bu, cin gibi…” derlerdi. Anında babam konuya girer, kadınların annelik şefkatine seslenir, mecbur bırakırdı kendisine. Babamdan kaçabilmek ne mümkün kadınlara. Tehlikeli sularda gezinmesin, kadınlara yürüdüğü açık vermesin diye iki de bir benim üzerimde toplanırdı mevzuu. Ben de hoşlanırdım bundan. Babam karşıdaki kadınlara söylese de ilk durağı bendim bütün o güzel sözlerin.

Bir gün orta yaşlı bir kadına;
-Siz güzellik yarışmasına katıldınız mı? Sanki birinci olan bir güzele benzettim sizi, dedi. O sırada masaya gelen kocası duydu bu iltifatı. Babam, hızla bir viraj aldı. 
-Tabii bu durumda enişteye çıktı büyük ikramiye!’
Koca memnun, kadın ağzını yayarak gülümserken, ben meyve suyunu höpürtederek içtim. Babam; ‘a ayıp kızım diye, sözün yolunu değiştirdi. 
-Çocuklar ne kadar tembihlesen de gürültü çıkarmayı seviyor!’ tatlı-sert azar tınısında yeni bir muhabbetin kapısını açardı. Enişte de katılır, çocukların sorunları üzerine bir sohbet her patavatsızlığı düzeltirdi artık.

Hele çocuklu kadınlar olunca sohbetine doyum olmazdı babamın. Aşırı nezaket gösterileri, kelimelere yapılan vurgular, kaçamak bakışlar, iç çekişler ne anlatır büyüklere bilmiyorum. Ben aptal aptal konuşuyorlar diye sıkılırdım çoğu zaman. Karşılıklı eğilip bükülmelere, kaçamak gülümsemelere bakınca büyükler ne ilginç diye geçirirdim içimden.

Şık giydirirdi annem beni. Estetik kaygısı vardı. Babam postal gibi sağlam ayakkabılara, üşütmesin diye kalın elbiselere yönelir annem fiyonklu bağcıklı parlak ayakkabılara, dantelli süslü pullu elbiselere. Babam eşyaların dayanıklılığına, annem kız gibi zarif olmama önem verirdi. Faturaları babalar öder amma seçimi anneler yapar neticede.

Yine böyle bir dışarı gezmesinde her şey güzel gidiyordu. Şehrin en trend lokaline götürmüştü. Çocuklar için ayrılan köşede oyun oynuyordum, diğer çocuklarla. Babam bir adamla sohbeti koyulaştırdı. Uzun süre izlemiş bizi. Bana gösterdiği ilgiyi sorumluluğa hamleden o adam iş teklifinde bulunmuş babama. Böyle iyi aile babasının işine de sadık olacağı kanaatiyle. Çocuğunu gezdiren, eğlendiren, sürekli gülümseyen güzel kızına saatler ayıran biri, işinde de başarılı olurmuş beyefendiye göre. İş teklifinde şehrin güzel bir yerinde lojman, şoförlü makam otomobili ve halen aldığının üç katı maaş. Hali hazır işi yanında neredeyse piyango.

Oyun oynamaktan sıkılıp masaya gittiğimde güzel bir bayan da vardı yanlarında. Sonradan katılmış sohbete. Klas bir duruş, manken gibi vücut, artist güzelliği. Babam teklif edilen işin cazibesi ile tavuk bulmuş tilki gibi gülümsüyor, kibarlıktan kırılmak üzereydi. Ben o kadın için böyle sandım. Her zaman yardım etmemiş miydim babama. Yine yaranmak istedim. O adamla bir rekabet varsa aralarında babam öne geçsin istedim. İşi kolaylaşsın. Kadının ilgisi yoğunlaşsın, bekar olduğunu sansın, umuda kapılıp babamı beğensin, diye.
-Abicim dondurma alır mısın? diye sordum.

Ortam buz kesti birden. Dondurma deyince mi soğudu ortalık? Adam öyle bir baktı ki babama. Sanki aldatıldığını öğrenen koca hicranıyla. Baş döndüren teklifler sunduğu şu güzel insan, entrikacı bir serseri miydi yoksa? Kadın da tekrar baştan ayağa süzdü babamı. Holding okullarını teslim edeceği, seçkin aile çocuklarına yönetici olacak adam bir yalancı mı idi? Üçkâğıtçı. Sabahtan beri nasıl sorumlu baba olduğunu anlatan şu meymenetsiz adam!
Babam açıklama yapmak ister gibiydi. Küçük oyunumuzu anlatabilir miydi? Anlatsa daha da berbat bir hale düşer miydi? Tereddüd etti. Sonra bir kararlılıkla elimden tutup çekiştirdi beni. Sürükledi de diyebilirim. Masadan uzaklaşırken, tısladı.
-Yürü eve gidiyoruz, aptal!

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ferit - 1 yıl önce
Sahurun hoş nostaljik tebessüm ettiren bir anısı oldu Yazınız Mustafa bey. Kaleminize sağlık